Ter Kokusu Nasıl Oluşmakta

Normalde kokusuz olan ter temel olarak vücut ısı kontrolünde kullanılmaktadır. Vücut sıcaklığı 10 C derece yükseldiğinde bunun normale dönmesi için vücut toplam ağırlığının % 1 kadar terleme gerekmektedir. Vücudumuzda ekrin ve apokrin ter bezleri dışında her ikisinin karışımı gibi duran apoekrin ter bezleri bulunmaktadır. Bu ter bezleri dışında vücut kokusundan sorumlu bir diğer bez yapısı sebum salgılayan sebase bezlerdir. 

Ekrin ter Bezleri

Tüm vücudumuzda 2-4 milyon ekrin ter bezi bulunmakta(dudaklar, dış kulak yolu, sünnet derisi, glans, labia minora ve klitoris dışında). 1 cm2 de ortalama 100–200 adet ter bezi. Ancak bunlar el içi ve ayak tabanında cm2 de 600–700 kadar fazladır. Aynı şekilde sırt, gövde, alın ve bacakların alt kısmında ter bezlerinin yoğunluğu fazladır. Ekrin ter başta su olmak üzere amino asitler, elektrolitler ve minerallerden oluşmaktadır. Ekrin terde glukoz yani şekerde bulunmaktadır ancak oranı kan plasma glukozunun % 1 inden azdır. Ekrin terde laktat, HCO3 ve ürede bulunmaktadır. Ancak laktat ve HCO3 plasmadan fazla, üre plasmadan hafif yüksektir. Terleme miktarı azaldıkça bunların miktarı da azalmaktadır. Örneğin terleme normalin % 20 sinin altına düştüğünde ve asitik olduğunda HCO3 terde kaybolmaktadır. Ekrin terdeki amino asitlerin % 3′ ü protein şeklinde geri kalanı serbest amino asitler şeklindedir. Ekrin terdeki Na+ ve Cl– oranı terleme miktarına bağlıdır. Normalde terlemede 10–15 meq/l iken terleme arttığında bu oran 40–50 meq/l yükselmekte. Bu nedenle aşırı terlemede Na konsantrasyonu düşmektedir. Potasyum terde kan plasmasından biraz faladır. Ancak terleme azaldığında N ve Cl göre tam tersi azalmaktadır. İnsan ter içeriği değişmekle birlikte her zaman hipotoniktir. Gerçi ilk salgılandığında izotoniktir ancak ter kanalından geçerken NaCl emilmekte bu nedenle ter hipotonik olmaktadır. Ekrin ter bezleri asetilkolin, kalsiyum, prostoglandin E ile aktive olmakta ve adrenaline cevap vermektedir.  

Apokrin Bezler 

Apokrin bezler memelilerde tüm vücutta dağlım gösterirken insanlarda; koltuk altı, meme çevresi, göbek deliği, anal bölge çevresi, sünnet derisi, yumurtalık derisi, kadın dış genital alanı, dış kulak yolu(ceruminous gland) ve göz kapaklarında (Moll’s glands) bulunmaktadır. Bu bezler koltuk altında diğer bölgelere göre daha büyük ve daha çok sayıdadır.

Apokrin bezler yeni doğan derisinde var. Yaşla bunlar büyümekte ve ergenlik döneminde en büyük ve fonksiyon olarak en aktif olmaktadır. Daha sonra yaşlanma ile fonksiyonları azalmakta ve boyutları küçülmektedir. Bu değişim kadınlarda bu 45 erkelerde 60 yaşından sonra olmakta. Ancak tamamen kaybolmazlar.

Ceruminous gland dış kulak yolunda kulak serumeni-kulak kirini yapmakta. Yeni doğanda var ve doğum sonrası aktif olarak hemen çalışmaya başlamakta. Bunun aktivitesi ile koltuk altı kokusu ilişkilendirilmiştir. Daha detaylı bilgi için…

Bu bezin aktif sekresyonu yapan bölümü(glomerulum) dermisin alt kısımlarına deri altı yağ dokusuna kadar uzanmaktadır. Bundan çıkan kanal kısmı ise düz olarak deri yüzeyine uzanmakta ve kıl follikülünün infundibulumun hemen üstünde sebase bezin kanalına açılmakta. Hayvansal kaynaklı lipid seviyesi apokrin bezde genel olarak yüksektir. Bu yağlar daha sonra anlatılacağı gibi kokudan sorumludur. Bu kokuda beslenmede hayvansal etler rolünü desteklemektedir. 

Apokrin bezlerden sürekli ve periyodik olarak artışlar gösteren bir sekresyon olmaktadır. Bunda sekresyonu yapan bölüm dışında yer alan özel bir tabakanın kasılması rol oynamaktadır. Bu kasılma ve bezin sekresyonunda oksitosin hormonu ve duygusal stres sonrası sempatik sinir sisteminin aktivasyonu rol oynamaktadır. Bu bezleri ergenlik döneminden sonraki salınımı adrenalin yada noradrenalin hormonu ve asetil kolin kontrol etmektedir. Bu bezleri adrenerjik sinirler yani kolinerjik sistem kontrol etmektedir. 

Apokrin salgı kokusuz, steril ve pH 5.0 dir. Apokrin sekresyon deri yüzeyinde hızla kurumakta ve ekrin terin buharlaşması ile olmaktadır. Bu bezin sekresyonunda protein, pirodekstroz, demir iyonları, amonyak ve lipofusin pigmentleri bulunmaktadır. Bu pigmentler giysilerin boyanmasına neden olmaktadır.

Apoekrin Bezler

 

Apoekrin ter bezleri ekrin ter bezleri gibi ter salgılamakta ancak kıllar ile birlikte deriye açılmakta ve sadece kılların olduğu vücut alanlarında bulunmaktadır. Son yıllarda aşırı terlemeden bunlar sorumlu tutulmaktadır. Bu nedenle bu bezler koltuk altı, üst kol yada kasıkta bulunmaktadır. Bu bezler ekrin ter bezlerine göre daha fazla ter yapmaktadır. Bu yaklaşık olarak ekrin ter bezlerin yaptığının 7 katıdır.

Sebum Bezleri

Ellerin içi, ayakların tabanı ve üzeri dışında tüm vücutta sebase bezler bulunmaktadır. Yüz ve saçlı deride cm2 de 400-800 iken kol ve bacaklarda bu sayı cm2 de 50 lere düşmektedir. Bu bezlerin gelişimi embriyonal dönemde var. Yeni doğan bebekte deri yüzeyinde gözlemlediğimiz “vernix caseosa” bunun kanıtı. Yeni doğanda var ve 1 yaşına doğru küçülürler. 8-10 yaşlarda, ergenlik döneminde tekrar büyümeye başlarlar ve aktif hale gelirler. Sebum yapımı yaşla artmakta. Erkeklerde kadınlardan daha fazla. Kadınlarda menopoz erkeklerde ise 70 yaşlarında azalmakta. Tüm bu değişim süreci hormonlardan  kaynaklanmaktadır.

Sebum bezleri temel olarak  androjenlerin kontrolü altındadır. Kadınlarda adrenal androjenler ve over kaynaklı androjenler sebase bezin fonksiyonunda etkilidir. Adrenal ve testis kaynaklı testosterone, androstenedione ve dehydroepiandrosterone erkeklerde sebum bezlerinde sekresyona neden olmaktadır. 

Sebase bezden sebum yapılmakta. Sebum içeriği trigliserid, wax esterleri, squalene, kolestrol esterleri ve kolestrol bulunmaktadır. (bunlar bakteriler tarafından trigliserid lipaz ile foliküler infundibulada parçalanmakta ve tereyağ yada peynirimsi koku yapan kısa zincirli yağ asitleri olan butyric ve caproic asit yapımı ile kokuya neden olmaktadır). Deri yüzeyindeki lipid sadece sebase bezden değil epidermal hücrelerden de  kaynaklıdır.

Ter kokusunun oluşma süreci üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Ter kokusunun oluşumunda gliserol -laktik asit ile alifatik amino asitlerin uçucu yağ asitlerine dönüştürülmesi de dahil olmak üzere çeşitli yollar henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.

Kokunun oluşmasında en yaygın olarak tanımlanan nedenler şöyledir:

(i) glutamin konjugasyonundan kısa dallanmış zincirli yağ asitlerinin salınması;

(ii) uzun zincirli yağlı asitlerin uçucu kısa dallanmış zincirli yağ asitlerine biyotransformasyonu;

(iii) sistein konjügatlarının bölünmesi;

(iv) steroidlerin biyotransformasyonu  

Uzun zincirli yağ asitleri (LCFA); İnsan derisi üzerinde manto tabakası oluşturan yağ tabakası bulunmaktadır ve başlıca sebase ve apokrin bezlerin salgılarından kaynaklanmaktadır. Bu yağlı yapının içeriği değişmekle birlikte skualen, kolestrol, wax esters, trasilgliserol, esterifiye olmamış yağ asitleri, glikol ve fosfolipidlerden oluşmakta. Bunlar deri yüzeyindeki mikroflorada bulunan bakterilerin lipaz enzimi ile metabolize olmakta  ve LCFA’ lar ortaya çıkmakta.

Özellikle deri yüzeyinde “Propionibacteria” ve “aerobic coryneform” var ise bunların yüksek lipaz etkileri ile daha fazla LCFA gelişmektedir. Ayrıca “Micrococcus” ve “Brevibacterium” LCFA ları tam katabolize ederken “Corynebacterium spp.” sadece bir kısmını katabolize etmekte.  Buda uçucu yağ asitlerine-Volatile fatty acids (VFA) ve bunlarda kokuya neden olmaktadır. Bunlara örnek olarak; dallanmış ve doymamış C6-C11 asitler, C5-C10 γ-lactonlar ve (E)-3-methyl-2-hexenoic acid (3M2H) gösterilebilir. 

Vücut kokusundan sorumlu kısa zincirli yağ asitlerinde bulunan diğer bir gurup sülfür içerikleridir. Bunlar uçucu ve kokulu thiollerdir. Sülfür için en iyi bildiğimiz kedi idrarındaki kötü kokudan sorumlu olduğu. Ayrıca sülfür şampanya, şarap ve bazı lezzetli meyvaların kokularında da sorumludur.

 

Kokudan sorumlu kısa zincirli yağ asitleri(C2-C6) thiollerden sülfanilalanoller; E)-3methylhex-2-enoic acid (3M2H), 3-methyl-3-sulphanylhexan-1-ol (3M3SH), 2-methyl-3-sulphanylbutan-1-ol (2M3SB), 3sulphanylpentan-1-ol and 3-sulphanulhexan-1-ol koltuk altı kokusundan sorumludur. Bunların ortaya çıkışından sadece “corynebacteria” örnekleri sorumludur ve bu bakteri sülfüril prekürsörleri yapmaktadır. NaOH kullanıldığında bu bakteriler azaldığı için koku azalmakta.

Glutamine konjügasyonu; “Corynebacterial” mikroorganizmalarda ayrıca “Nα acylglutamine corynebacterial enzyme aminoacylase (AgaA)” enzimi bulunmaktadır. Bu enzim bakterinin sitoplazmasında var ve Zn2+ bağımlıdır. Bu enzim ile 3M2H glutamine kovelent bağlar le bağlanmakta. 

Apokrin ter bezleri salgı içeriklerinde proteinler ve kokulu olmayan steroidler bulunmaktadır. Bunların deri yüzeyine salınımı cilt yüzeyindeki bakteriler tarafından metabolize olmalarını ve koku moleküllerinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Örneğin, amino asit konjügatı, Cys-Gly-3-metil-3-sülfanilheksanol (3M3SH), apokrin bezler tarafından salgılanır ve daha sonra bakteri depeptidaz ile 3M3SH’ye bölünür.

Cys-Gly-3M3SH’nin SG3MSH’den nasıl üretildiğini aydınlatmak için glutatyonil konjügatların deglutamilasyonunu katalize eden c-glutamyl-transferase 1’e (GGT1) odaklanıldı. İmmunohistokimyasal çalışmalar GGT1’in apokrin ter bezindeki salgı hücrelerinin apikal kısmında salındığını gösterdi. GGT1’in in vitro olarak SG3M3SH’yi Cys-Gly-3M3SH’ye dönüştürme yeteneğine sahip olup olmadığını incelemek için, SG-3M3SH izole edilmiş doğal insan GGT1 veya rekombinant insan GGT1 ile inkübe edildi. Kütle spektrumu analizi, doğal insan GGT1 ve rekombinant insan GGT1’in SG-3M3SH’yi Cys-Gly-3M3SH’ye dönüştürdüğünü göstermiştir.

Cys-Gly-3M3SH bakteriyel depeptidaz tarafından cilt yüzeyinde kötü kokulu ürün olan 3M3SH’ye dönüştürülür. İnsan kokusunun altında yatan bu yeni ortaya çıkan mekanizma, insan vücudu kokusunun ortaya çıkmakta olan farmakogenetiği için önemli bir temel oluşturmaktadır ve yenilikçi deodorant ürünlerinin geliştirilmesine öncülük etmesi beklenmektedir.

Steroidlerin biyotransformasyonu; özellikle koltuk altında apokrin bezlerden kokulu steroidler salgılanmaktadır. Kokulu steroidler 16-androstenes, 5αandrostenol, 5α-androstenone ve 3α(β)-androstenols insan kokusundan sorumludur. 5αandrostenol idrarda bulunmuştur ve idrar kokusundan sorumludur.

Androstenone erkeklerde 3–310 ng, kadınlarda 3.5–11 ng bulunmuştur. Diğer steroidler androstenone, androstenol, androstadienol, androstadienone 10–150 ng dır. Bunlar içerisinde androstenol en fazla olandır. Kadınlarda androstenol seviyesinin mens ile değiştiği gösterilmiştir.

Bunlar kokulu oldukları gibi deri yüzeyinde biyotransfomasyona uğramakta ve başka kokulu maddeler ortaya çıkmaktadır. Bu biyotransformasyon sonrası kokulu maddelerin yoğunlukları deride “aerobic coryneform” bakteri yoğunluğuna ve bu bakterilerdeki “steroid-reducing enzim” aktivitesine bağlıdır. 

Androstadienol apokrin ter bezlerinden salgılanmakta ve az kokuludur. Ancak eğer bu “aerobic coryneform” bakteri tarafından 16 “androstenes” dönerse daha kokulu bir form ortaya çıkmaktadır. 

5α-androstenone, androstadienone ve androstadienol apokrin bezlerden salgılandıktan sonra oksijenin az olduğu ortamda “aerobic coryneform” tarafından daha kokulu “3α-ve 3β-androstenolle” dönmektedir.

One Comment Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s